Kapat

Hz. Muhammed’in (S.A.V.) Hayatı 1. Bölüm

Hz. Muhammed parcalacorp 453 views

Arap Yarımadası putperestliğin yaygın olduğu, insanların çıkar ilişkileri ile örülü hayatlar yaşadığı, zengin olanın fakiri ezdiği ve bütün ahlaki değerlerin yok sayıldığı bir yerdi. Bu toplumun içerisinde Hristiyanlar, Yahudiler, Hanifler ve Sabilerde bulunuyordu. Toplumdaki bozuklukların ayyuka çıktığı bir zamanda Allahu Teâlâ insanları gaflet uykusundan uyandıracak ve ilahi emri cihana duyuracak bir insan gönderiyordu. Fil Vakasından 52 gün sonra 20 Nisan 571’de Mekke’de bir çocuk dünyaya geldi. Babası Medine’ye ticaret yapmak için gittiği bir sırada vefat etmişti. Adı Muhammed koyulan bu çocuğun annesi ise Âmine idi. Baba tarafından dedesi Abdülmuttalib, babaannesi ise Fatıma idi. Anne tarafından dedesi ise Vehb, anneannesi de Berre adında idi. Doğumuyla birlikte dünya üzerinde pek çok olayın vuku bulduğu söylenilen Muhammed alnında bir nur ile dünyaya gelmişti. Bu nur ise Hz. İbrahim’den bu yana gelen bir nurdu. Annesiyle babası evlendiğinde bu nur önce babasına sonra annesine en son ise Muhammed’e geldi. Yüzü parlak, sevimli ve sağlıklı bir çocuk olarak dünyaya gelen Muhammed gelenekler gereği doğduktan sonra sütanneye verilmesi gerekiyordu.

Arap Yarımadasında yeni doğan çocuklar için gelen sütanneler ise zengin olan ailelerin çocuklarını almak istiyorlardı. Muhammed’in ise babası vefat etmişti. Kafileden geri kalarak Mekke’ye geç gelen Halime ve eşi elleri boş dönmemek adına Muhammed’i kabul ettiler. Beni Sad kabilesine doğru yol alan kabile içerisinde sütannesi için büyük bir bereket olacak olan Muhammed ilerliyordu. Beni Sad kabilesi konuşması oldukça fasih olan, ahlaksızlıklardan uzak ve çocukların yetişmesi için uygun bir bölgede idi. Muhammed’de burada 2 yaşına kadar kaldı ve sütkardeşleri olan Şeyma ve Abdullah ile birlikte büyüdü. Sütannesinin hanesine bereket getiren Muhammed kuraklığın olduğu yıllarda bile bereketli bir evde yaşıyordu. Sütannesinin sağ göğsünden başka süt emmedi.

Mekke’de veba salgını başlamıştı ve Muhammed sütten kesildiği için annesinin yanına götürülecekti. Halime ve eşi ise bu salgından dolayı çocuğun başına bir şey gelmesinden korkuyorlardı. Amine’ye giderek salgından dolayı Muhammed’i biraz daha yanlarında tutmak istediler. Halime ve eşi Ebu Zübeyr Muhammed’i çok sevmişlerdi ve bırakmak istemiyorlardı. 2 yıl daha izin alarak Beni Sad’a dönen Halime ve eşi çok mutlu olmuşlardı. 4 yaşına geldiğinde ise Muhammed’i istemeyerek de olsa annesi Amine’nin yanına bıraktılar. Âmine ise gürbüz, sevimli ve akıllı bir çocuk olan Muhammed’in varlığı ile adeta yeniden hayat buldu.

Âmine oğluna babasının mezarını göstermek ve Medine’deki akrabalarını ziyaret etmek amacıyla Muhammed 6 yaşındayken yola çıktı. Yanında Muhammed’in dadısı Ümmü Eymen’de bulunuyordu. Âmine Medine’de bulunan Neccaroğullarına mensuptu. Medine’de babasının mezarını ziyaret eden Muhammed ile Âmine dönerlerken Âmine rahatsızlandı ve yolda vefat etti. Annesini de kaybeden Muhammed’i dadısı Ümmü Eymen Mekke’ye kadar getirdi ve dedesi Abdülmuttalib’e teslim etti. Dedesinin yanında güzel yıllar geçiren Muhammed çok seviliyordu. Abdülmuttalib torununa gözünden sakınırcasına bakıyordu. Ancak bu uzun sürmedi. Muhammed 8 yaşına geldiğinde dedesi vefat etti ve amcası Ebu Talib’in himayesi altına girdi.

Amcasının evinde amcasına da yengesine de yardımcı olmaya çalışan bir çocuk oldu. Kimsenin kalbini kırmadan ve edepli davranışlar sergileyerek kendini sevdiren Muhammed, ailenin bir çocuğu gibiydi. 13 yaşına geldiğinde çalışması gerektiğini düşünen Muhammed amcaları ile birlikte ticaret yapmaya başladı. Her zaman doğru bir insan olması gerektiğini düşünen Muhammed bu çizgiden hiç şaşmadı ve ticarette dürüstlüğü ile bilinen biri oldu. Ticari yaşantının yanında kendisindeki üstün meziyetleri yaşatmak adına açılan Hilfu’l- füdul derneğine üye oldu. Henüz 20 yaşında olan Muhammed insanlara yapılan haksızlıkları önlemek, hırsızlık, fuhuş gibi olayların yanlış olduğunu anlatmak, toplumda yer etmiş olan kötü alışkanlıkların önünü kesmek için birleşen insanların arasında yerini alıyordu.

Ticaret yaşantısına Mekke’nin zenginlerinden olan Hatice’nin kervanında çalışarak devam eden Muhammed güvenilir biri olduğu için kervan kendisine emanet ediliyordu. Hatice ise zengin olmasının yanında iffet sahibi ve güzel huylu bir kadındı. Muhammed’e haber göndererek kendisi ile evlenmek istediğini belirtti. Muhammed ise amcası aracılığı ile Hatice’ye evlenme teklifinde bulunmuştu. İki tarafında teklifleri üzerine güzel bir evlilik gerçekleşti. Muhammed 25 Hatice ise 40 yaşında idi. Muhammed eşine verdiği değeri göstererek o zamanda kadınlar için düğün yapılmayışını bir kenara bıraktı ve eşi için bir düğün tertipledi. Velime adı verilen düğün yemeğinden yedirdi. Mutlu bir evliliğe adım atan Muhammed’e ise güvenilir olmasından dolayı Mekke halkı ‘’Muhammedü’l- Emin’’ adını vermişti.

Hatice ile evliliği sırasında Hatice’nin kervanları ile ilgilenerek kazancını artıran Muhammed eşine ev içerisinde yardımcı oluyordu. Kendi işlerini kendisi hallediyor ve bütün ev halkı için güzel bir muhabbeti bulunuyordu. Hatice’den Kasım, Zeynep, Ümmü Gülsüm, Fatıma, Rukiyye ve Abdullah isminde çocukları oldu. Hatice’ye karşı beslediği duyguları hiç kimseye duymayan Muhammed eşinin güzel gönlüne, hayırsever oluşuna ve daha pek çok şeye karşı minnet duyuyordu. 35 yaşına geldiğinde Haceru’l Esved taşının nereye koyulacağı konusunda hakemlik yaptı.  40 yaşına yaklaştığında kendisini münzevi bir hayata adayan Muhammed çoğu zaman Nur dağına çıkıyor ve vaktinin büyük kısmını düşünerek geçiriyordu. Şehre uzaktan bakıyor ve insanların yaptıklarını görerek düşüncelere dalıyordu. Eşi Hatice ise Muhammed’e yemek getirmek için Nur Dağı’na çıkıyor ve eşini ziyaret ediyordu.

Hatice’ye sürekli olarak ‘’Ya Hatice arkamdan biri Muhammed diye sesleniyor’’ diyordu. Aradan kısa bir süre geçti ve Hira mağarasında Cebrail (a.s.) geldi. Tarih 610 yılını gösteriyordu ve ilk vahiyler bu zamanda geldi. Cebrail (a.s.) Hz. Muhammed (s.a.v.)in yanına geldi ve ona ‘’Oku!’’ dedi. Hz. Muhammed okuma yazma bilmiyordu. Bu nedenle ‘’Ben okuma bilmem.’’ diyerek karşılık verdi. Bu olay 3 kere tekrarlandı ve sonunda Cebrail (a.s.) Hz. Peygambere sımsıkı sarıldı ve bir anda bıraktı. Bunun üzerine Alak Suresi’nin ilk 5 ayeti nazil olmuş oldu.

‘’Oku! Seni yaradan Rabbinin adıyla oku! O insanı pıhtılaşan bir kandan yarattı. Oku! Kerem sahibi Rabbinin adıyla oku! O insana kalemle yazmayı öğretti.’’

Hz. Peygamber duyduğu sözleri tekrar etti ve birden Cebrail (a.s.) kayboldu. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise Mekke’ye doğru yola çıktı. Yolda kendisine etrafındaki dağlardan taşlardan ‘’Esselamü aleyke ya Rasulullah’’ sesleri geliyordu. Evine vardığında konuşamaz bir hal alan Resulullah eşi Hatice’ye ‘Beni örtün.’’ diyebildi. Eşinin bu isteğini sorgusuz sualsiz yerine getiren Hatice Hz. Peygamberin durumu karşısında ‘’ Sen her zaman herkese iyilik yapan birisin. Allah senin gibi bir kulu asla utandırmaz. Ben görüyorum ve biliyorum ki sen yalan söylemezsin, akrabalarını gözetirsin, komşularına iyi davranırsın, fakirlere yardım edersin. Hiçbir korku ve endişe duyma.’’ dedi. Eşinin yaşadığı bu durumu bilen birini arıyordu. Aklına gözleri görmeyen ancak gönlüyle gören ve oldukça bilgili olan amcası geldi. Bunun üzerine Hatice amcası olan Varaka b. Nevfel’e durumu anlattı. Peygamberliğin ilk alametleri olan bu durumu duyan Varaka b. Nevfel ileride kendisinin büyük bir tebliği yayacağını ve vatanından uzaklaştırılacağını anlattı. Kendisine gelen meleğin ise Ruh’ul- Kudüs yani Cebrail (a.s.) olduğunu söyledi.

 

Kaynaklar

 

(1)Salih Suruç, Peygamberimizin Hayatı, Mekke Dönemi

(2)Salih Suruç, Peygamberimizin Hayatı, Medine Dönemi

(3)Necip Fazıl Kısakürek, Çöle İnen Nur

(4)Mevdudi, Hz. Peygamberin Hayatı

(5)Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi

(6)Diyanet İşleri Başkanlığı, Peygamberimizin Hayatı

(7)Seyid Kutub, Peygamberimizin Hayatı

(8)Hz. Muhammed’in Hayatı, Siret-i İbni Hişam

Sosyal Ağlarda Paylaş

{parcalacorp}

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*