Cinler ve Şeytan

Efendimiz ile Şeytan Arasında Geçen Konuşma

Bigün Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz Hz. Eyyüb El-Ensarî’nin evinde ashabı ile söyleşi ederlerken, dışarıdan:
– Ya Rasülullah! yapılacak, halletmem gereken bir işim var. İşi yapmam için içeriye girmeme müsaade buyurur musunuz? diye bir ses geldi.Sesi duyan Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimiz ashaba yönelerek:
– Bu sesin sahibinin kim bulunduğunu biliyor musunuz
– Allah ve Rasülü en iyi bilendir. Sesin sahibinin kim bulunduğunu bilmiyoruz ya Rasûlullah! dediler. Efendimiz:
– O, melûn îblîs‘tir Allah’ın laneti O’nun üstüne olsun, buyurunca
Hz. Ömer (R.A.) derhal yerinden fırlayarak:
Ya Rasûlullah! izin veriniz. O’nu derhal öldüreyim, dedi.
– Dur ya Ömer! Bilmez misin ki O’na belli hır vakte kadar mühlet verilmiştir. Öldürmeyi unut öyle bir şey düşünme, dedikten sonrasında şöyleki buyurdu:
– Kapıyı açın, gelsin. O, buraya gelmek için buyruk almıştır. Söyleyeceği sözleri iyice anlamaya çalışınız’.
Rasûlüllah’ın izni üstüne oluşturulan kapıdan îblîs içeri girdi. Kafası büyük bir fil kafası şeklinde ve gözleri yukarı doğru açılmış, şaşı, köse bir yaşlanmış görünümünde. îblîs:
– Selam sana ya Muhammedi Selam size ey Peygamber ashabı! diye merhaba verdi. İblîs’in selamını kimse almadı. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
– Merhaba Allah’ındır ey mel’un! buyurarak, bizlere niçin geldin ya laîn? diye sordu.
İblis:
– Ben de buraya gelmekten oldukça rahatsız oldum. Allah-u Teala’nın, bir melekle; “Habibim Muhammed’e (S.A.V.) zeliline bir halde gidecek ve insanları iyi mi aldattığını anlatacaksın. Sana ne sorulursa doğru yanıt vereceksin şeklindeki emri üstüne buraya geldim.” dedi.
Bunun üstüne Peygamberimiz (S.A.V.) Efendimiz.
– Ya mel’un! Söyle bakalım. insanoğlu içinde en oldukca sevmediğin kimdir? diye sordu, îblîs:
– Sensin ya Muhammedi diye yanıt verdi. Rasülüllah:
– Benden sonrasında en oldukca kimleri sevmezsin? diye sordu, îblîs:
– Adil devlet reislerini, ilmiyle amel eden alimi, Varlığım Allah yoluna adayan müttakî genci.
Sabırlı olan fakiri ki, ihtiyacım üç gün üst üste asla hiç kimseye anlatmaz, halinden hiç kimseye yakınma etmez. Şükreden zengini ki, kazancı helal yoldandır ve Allah rızası için harcar ,fukara ve yetimleri korur.
Cemaatle namaz kılmaya fazlaca talep ve dikkatli mü’mini kalbinde bir şey olmaksızın arkadaşlarına tembih verip, Allah’ın (c.c.) tekeffül ettiğini onaylama edeni; İhlaslı ve tesettüre riayet eden hanımefendilere destek olan kimseyi; ölüm her an gelecekmiş benzer biçimde hazırlık icra eden müslümanı asla sevmem. Bunlar benim can düşmanlarımdır, diye yanıt verdi.
Resülullah (S,A.V.) Efendimiz ile îblis içinde şu konuşma geçti:
– Ümmetim tadil-i erkan suretiyle namazını eda etse iyi mi olursun?
– Beni bir sıtma meblağ, tir tir titrerim. Kul Allah için secde ettikçe bir aşama yükselir.
– Peki, oruç tuttukları süre?
– Elim, ayağım bağlanır. Ta onla iftar edinceye kadar.
– Kur’an okudukları süre?
– Eririm. Suda eriyen tuz, ‘Ateşte eriyen kurşun benzer biçimde.
– Hacc etseler?
– Boynuma bir zincir vurulur.
– Sadaka verdikleri süre iyi mi olursun?
– İste o vakit halim oldukca fena olur. Sanki sadaka veren başımdan aşağıya beni ikiye ayırır.
Sadaka veren kimsenin malı bereketlenir. Allah’ü Teala sadakalarım cehennemle içinde perde yapar, her türlü belâ sorun ve üzüntüleri ondan giderir, duaları makbul olur, Kıyamet günü hayırları mizanda ağır gelir.
İblîs’in bu sözlerinden sonrasında Resülüllah (S.A.V.)
Efendimiz, ona sıra ile şu sorulan sordu.
– Ya mel’un! Birlikte oturduğun arkadaşın kimlerdir? – Faiz yiyenler.
– Ciğerini parçalayan nedir? – Gece ve gündüz Allah’a çokça meydana getirilen istiğfar.
– Misafirlerin kimlerdir? – Hırsızlar.
– Dostların kimlerdir? – Zina edenler, yalan söyleyenler.
– Gözünün nuru nedir? – Talak’a (Karısını boşamak için) yemin edenler.
– Yatak arkadaşların ve hizmetçilerin kimlerdir? – İçki içenler, sarhoşlar.
– Elçîn ve habercilerin kimlerdir? – Sihirbazlar. .
– Sevgililerin kimlerdir? – Cuma namazını terkedenler.
– Peki, yüzünü ne kara eder? – Gizlice verilen sadaka.
– Hazinedarın? – Zekat vermeyenler.
– Senin cismim ne eritir? – Günahlarına tövbe edenlerin tövbesi.
– Gözünü kör eden? – Teheccüd (gece) namazı.
– Ebu Bekir için ne dersin? – Cahiliyyet devrinde bile bana itaat etmeyen O. İslam’a girdikten sonrasında mı itaat edip yalan söyleyecek?
– Başım eğdiren? – Çokça cemaatle kılınan namaz ve sana sürekli getirilen salavat.
– Sana gore insanların en sevimli-si kimdir? – Namazlarım bilerek kasden bırakanlar.
– Sana bakılırsa insanların en şakîsi kimdir? – Cömertler.
– Seni işinden ne alıkoyar? – Alimlerin meclisleri.
– Peki Ömer için ne dersin? – Her gördüğüm yerde ondan kaçarım.
– Peki Osman için? – O’ndan pek oldukca utanırım.
– Peki ya Ali için ne dersin? – O’nunla başa çıkamam! Beni kendi başıma bıraksa. Ben de O’nu bıraksam. Fakat O beni bırakmaz.
Resülüllah (S.A.V.) İblîs’in bu sözlerinden sonrasında söyle buyurdu.
– Allah’a hamdolsun. Ey şakî Ümmetimin saadete ulaşması için ahiretine hazırlanmasını sağladın.
Bunun üstüne İblîs de şöyleki dedi:
– Ya Muhammedi Ümmetinin saadeti için iyi mi ferah durursun? Ben o belli vakte kadar sağ kaldıkça, onların kan damarlarında dolaşır, vesvese veririm. Beni yaratan Allah’a vallahi billahi, ki, onların alim ve cahillerim, abid ve tacirlerini velhasıl hepsini azdırırım. Yalnız Allah’ın salih kulları müstesna. İşte onları azdıramam.
Rasülüllah (S.A.V.) Efendimiz:
– Sana nazaran bu salih kullar kimlerdir. Ya Lain? diye sorunca İblîs;
– O salih kul ki mal ve parayı sevmez, medhedilmekten hoşlanmaz, derhal onu bırakır, kaçarım. Bir kimse ki malı, parayı ve övülmeyi sever, kalbi dünya arzularına bağlıdır. İşte o benim en itaatkar dostumdur.
Sonrasında benim yetmişbin tane çocuğum vardır. Her çocuğumun da yetmişbin tane şeytanı vardır. Onların her birini bir yere atama etmişimdir.
Onların bir kısmım ülemaya, bir kısmım meşayiha, bir kısmım yaşlanmış hanımefendilere musallat etdim. Bir kısmım gençlere ve ufaklıklara gönderdim. Gençlerle aramız oldukça iyidir. Çocuklarla da bizimkilerin istedikleri şeklinde oynarlar. Bir kısmını da âbid ve zahidlere yolladım. Her taraflarından saldırı ederler. O şekilde bir hale gelirler ki, başlarlar, çeşitli sebeplerden herhangi birine sövmeye. İşte böylece ihlasları gider.

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir